E-DERGİ
YeşilBina 45.Sayı

 


E-Dergi Oku

Binalarda Radon ve Sağlık Üzerindeki Etkileri

Binalarda Radon ve Sağlık Üzerindeki Etkileri

29 Ekim 2017 Pazar / 17:20 | MAKALE

MİMAR FEYZA CABİ DEĞERLİ / Trakya Ünv. Fen Bilimleri Ens., Yüksek Lisans Öğr.
Y. DOÇ. DR. FİLİZ UMAROĞULLARI / Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi

1. GİRİŞ

Zamanlarının yüzde 90’ını kapalı mekanlarda geçiren insanlar için bina içi solunan havanın niteliği önemlidir [1]. Kapalı ortam havasında azot, oksijen, hidrojen vb. yararlı gazlar bulunduğu gibi, ortam koşullarına bağlı olarak zararlı gazlar da bulunmaktadır. Bina içi solunan havanın kirliliğine neden olan bu zararlı gazlardan biri olan “Radon”, insan sağlığını ciddi olarak tehdit eden radyoaktif bir elementtir.

1960’li yılların ortalarından itibaren radonun her yerde bulunabileceği ve özellikle binalarda yoğunlaşması nedeniyle akciğer kanseri riski oluşturabileceği konusundaki bilgilerin yaygınlaşması, radyasyon maruziyeti konusuna yeni bir yaklaşım getirmiştir [2]. Bu tarihten itibaren özellikle kapalı ortamlarda radon seviyelerinin belirlenmesine yönelik çalışmalar önem kazanmıştır. Dünya ülkeleri kapalı ortamlardaki radon düzeylerinin belirlenmesi amacıyla haritalar oluşturmuştur. Ülkemizde de 1984 yılında, TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) tarafından bu konuda çalışmalar başlatılmıştır. Ancak ülkemize ait radon haritası henüz tamamlanamamıştır [3].

Radon ile ilgili sağlık sorunları son yıllarda önemli ölçüde artmıştır. Bu artışın sebebi, radonun yerkürede daha yaygın hale gelmesi değil, enerji kullanımını azaltmaya yönelik yapılan çalışmalar, yalıtım uygulamaları ve binalarda doğal havalandırma oranının giderek azalmasıdır. Bu sebeple radon yaşam alanlarına girdikten sonra sıkışıp kalmakta ve insan sağlığını ciddi ölçüde tehdit etmektedir [4]. ABD’de yapılan bir araştırmada kapalı ortamlarda biriken radon gazının yılda 20 binden fazla ölüme sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Sigara içmeyen insanlarda görülen akciğer kanserinin bir numaralı sebebinin radon gazı olduğu açıklanmıştır [5].

Bu çalışmanın amacı, kanser gibi insan hayatını olumsuz etkileyen ve hatta ölümle sonuçlanabilecek bir hastalığın etkenlerinden biri olarak görülen radon gazının önemini vurgulamaktır. Bu amaçla öncelikle binalarda radon kaynakları tespit edilmiş, insan sağlığına etki edebilecek konsantrasyon seviyeleri belirtilmiştir. Radonun olumsuz etkilerinden korunabilmek için alınması gereken önlemler incelenerek, çalışma kapsamında ortaya konulmuştur.

2. RADON VE KAYNAKLARI

Soluduğumuz havadaki radon, kayaçlarda doğal uranyum ve radyum elementlerinin bozuşmasından oluşan atom numarası 86, simgesi Rn olan, tatsız, kokusuz, renksiz asal bir gazdır. Asal gazlar içinde erime ve kaynama noktası en yüksek olandır. Havadan 7,5 kez ağırdır ve yerden genellikle 50 cm yükseklikte birikmektedir. Bu nedenle kapalı ortam havası içerisinde bulunan radon gazı binada kalma eğilimindedir. Bir soygaz olan radon doğada saf olarak bulunur ve kimyasal reaksiyona girmez [2, 6, 7].

Yeryüzünde bulunan tüm radyasyon kaynakları içerisinde en yüksek doza maruz kalınan doğal radyasyon kaynaklarıdır. Radyoaktivite Marie Curie’nin radyum üzerindeki çalışmalarıyla bulunmuş ve bu gelişmeden sonra doğal radyoaktivite ile ilgili olarak önemli sayıda bilimsel çalışma yapılmıştır. 1900 yılında Ernst Dorn, radyum tuzlarının radyoaktif radon gazı çıkardığını bulmuştur. Gazın yapı içinde biriktiği gerçekliği ise 1950’li yıllarda bulunmuştur. Evlerde radon ölçümü ilk kez 1956 yılında İsveç’te yapılmıştır. Bazı evlerde çok yüksek konsantrasyonda radon bulunmasına rağmen sorunun söz konusu ölçüm bölgesine özel bir durum olduğu düşünülerek herhangi bir önleme gerek duyulmamıştır. Ancak 20 yıl kadar sonra tüm dünyada değişik ülkelerde geniş ölçekli sistematik çalışmalar başlatılmıştır [1, 2].

Günümüzde EPA’nın yaptığı çalışmalar neticesinde ülkenin ayrıntılı radon haritası çıkarılmış ve 1. derecede tehlikeli kabul edilen alanlarda inşa edilecek yapılarda mutlaka radon azaltma sistemi olması önerilmiştir [6]. Kanada Hükümeti Ulusal Araştırma Konseyi, The National Code adlı çalışmada yeni yapılan tüm evler için radon gazı ile ilgili önlem alınması gerekliliğini vurgulamıştır [8]. İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere gibi birçok ülkede halk sağlığı programları başlığı altında ulusal radon politikası ile coğrafi bölgelerin haritasının çıkarılıp, halkın ve yapı üreticilerinin bilinçlenmesine yönelik etkinlikler yapılmaktadır. Türkiye’de ise radon haritası çalışmaları 2012 yılında TAEK tarafından sunulan raporda yer almaktadır. Ancak harita henüz tamamlanamamıştır. Bunun yanı sıra akciğer kanseri ile radon gazı arasında bağlantı kurmaya yönelik araştırmalar ve toplumun konu ile ilgili bilinçlenmesine yönelik uygulamalar oldukça az sayıdadır [9].

Atmosfere salınan radon gazının insan sağlığına olumsuz bir etkisi yokken, kapalı ortamda birikmesi sonucu insanlar için tehlike oluşturur. Radon, yapı içi havasını toprak ve kayaçlardan sızarak, su ve doğal gazdan ayrışarak, yapı malzemelerinden salınarak kirletmektedir (Şekil 1).

2.1. Toprak ve Kayaç Kaynaklı Radon

Binalardaki radon kaynağının büyük bir kısmı, binanın temelindeki toprak ve kayaçlardır. Radon, radyumun mevcut olduğu tüm toprak ve kayaçlardan gelmekte olup, toprak boyunca yükselerek, binanın altında hapsolmakta ve basınç oluşturmaktadır. Özellikle ılıman ve soğuk iklimlerde bina içindeki havanın dış havaya göre daha sıcak olması, oluşan basınç farkı ile baca ve diğer bina boşluklarındaki hava dolaşımı gibi nedenlerle bina altındaki radon gazı, beton zemin ve duvardaki çatlaklardan, zemin ve döşeme arasındaki boşluklardan, tuğla duvar gözeneklerinden, tesisat boru boşluklarından bina içlerine sızmaktadır [10].

Topraktan salınan radon miktarı;

- Topraktaki radyum konsantrasyonuna

- Yayılma gücüne

- Toprağın gözenekliliğine ve nem içeriğine

- Meteorolojik koşullara (toprak ve hava sıcaklığı, hava basıncı, rüzgâr hızı, rüzgârın yönü)

- Bölgenin yüksekliğine bağlıdır [1].

Topraktan atmosfere salınan radon gazı yoğunluğu 10-20 Bq/m³ (Bq/m³: 1 m³ havada bulunan radon gazı miktarıdır ve beqerel birimi ile ifade edilir) arasında değişir. Bu miktar, havadaki seyrelmeden ötürü düşüktür. Bina içinde bu değer 1000 Bq/m³ seviyelerine kadar çıkabilmektedir [11].

2.2. Su Kaynaklı Radon

Sularda bulunan radon, bina içlerine kullanım suyu olarak girmektedir. Aynı zamanda sudan ayrışarak yapı içi havasına karışabilmektedir. Sudaki radon yoğunluğu ve suyun sıcaklığı arttıkça bina içindeki radon düzeyi de artmaktadır [12]. Suda ölçülen radon sadece suyun içerisinde bulunan radyumdan kaynaklanmamakta, aynı zamanda suyun geçtiği yerlerdeki toprak ve kayaçlarda bulunan radyumdan da ileri gelmektedir [13]. Kullanılan suyun yeraltı suyu olması, sudan kaynaklı radon gazı miktarını daha da artırmaktadır. Finlandiya ve Maine (ABD) bölgelerinde kayalık bir alanda açılmış olan kuyulardan alınan musluk suyunun radon konsantrasyonunu anlamlı olarak artırdığı gözlenmiştir [14]. Yapılan araştırmalara göre, yüzey sularındaki ortalama radon konsantrasyonu 0,4 Bq/L iken, bu değer yeraltı sularında 20 Bq/L’dir. Kullanım suyunu yutma riski gözönüne alındığında, sudaki radonun mide kanserine sebep olma ihtimali de vardır [10, 15].

2.3. Doğalgaz Kaynaklı Radon

Doğalgazın önemli bir ev içi radon kaynağı olduğu bilinmektedir. Isınma, pişirme gibi eylemler için kullanılan doğalgazın içindeki radon ayrışarak yapı içi havasına karışmaktadır [14]. Doğalgazdan yapı içine giren radon miktarı doğalgaz içindeki radon yoğunluğuna, kullanım oranına ve doğalgaz üretimi ile tüketimi arasında geçen zamana bağlıdır.

Radon gazının bir binaya giriş hızı, yaklaşık olarak yapı malzemeleri ve topraktan 60 kBq/gün, dış ortam havasından 10 kBq/gün, sudan 4 kBq/gün ve doğalgazdan 3 kBq/gündür [7].

2.4. Yapı Malzemesi Kaynaklı Radon

Yapı malzemeleri dış radyasyon kaynaklarına karşı bir koruyucu olmasına rağmen, bina içlerinde radyasyon kaynağı gibi davranabilmektedirler [7]. Taş, kum, çimento, beton, tuğla, alçı gibi hammaddesi topraktan elde edilen yapı ürünleri değişik oranlarda radyum içerebilmekte ve bozunarak radon kaynağı oluşturabilmektedirler [16]. Yapı malzemelerinin radyum yoğunlukları, ülkelere ve hammaddenin çıkarıldığı bölgeye bağlıdır (Çizelge 1). Bu nedenle de aynı ürünlerin radon değerleri değişiklik gösterebilmektedir. Yapı malzemelerinden salınan radon miktarı malzemenin radon yoğunluğuna, içerdiği nem miktarına, gözeneklilik oranına, difüzyon katsayısına ve kullanıldığı miktara göre değişiklik göstermektedir. Malzemenin gözeneklilik oranı arttıkça radyumun bozunması ile oluşan radon, gözenekler boyunca daha rahat ve hızlı devinim yapacağı için ortama salımı da daha fazla olmaktadır [9].

2008’de Pakistan’da, yapı malzemelerindeki nemin radon salımına etkisini incelemeye yönelik bir araştırma yapılmış ve bu araştırma kapsamında kum, tuğla, mermer ve çimentonun farklı nem oranlarındaki radon salımları incelenmiştir (Çizelge 2).

Araştırma sonucuna göre, ortalama yüzde 10-15 nem oranına kadar, örnek yapı ürünlerinde radon salımında artış görülürken, bu değerden sonra salımda azalma gözlemlenmiştir. Çünkü nem yüzde10’dan daha fazla oranda olduğu zaman gözeneklerdeki su oranı fazlalaştığı için radon deviniminde yavaşlama olmaktadır [18].

3. RADONUN SAĞLIK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Radonun sağlık açısından tehlikeli olması ve sürekli olarak maruz kalınması durumlarında bina içi radon konsantrasyon değerlerinin tespit edilmesi gerekmektedir. Ölçüm olmaksızın binalarda radon konsantrasyonu değerini tespit etmek mümkün değildir. Bina altlarında bulunan toprak ve kayaçlardaki farklı radyum konsantrasyonları başta olmak üzere birçok faktöre bağlı olarak bina içindeki radon konsantrasyonu değişim göstermektedir. Birbirine çok yakın mesafelerde bulunan, hatta aynı kattaki dairelerde bile farklı değerler elde edilebilmesi mümkündür [5, 19].

Binalarda radon konsantrasyonunu etkileyen temel faktörler şunlardır:

- İklim koşulları

- İç-dış hava sıcaklık ve basınç farkı

- Yerden yükseklik

- Bina içinde kullanılan doğalgaz ve suyun özellikleri (radon miktarı, kullanım sıklığı vb.)

- Toprakla temas eden yapının yüzey alanı ve yalıtım özelliği

- Toprak ve yapı malzemesinin özellikleri (nem oranı, radon miktarı vb.)

- Binanın havalandırma kapasitesi ve hacmi

- Kullanıcıların yaşam alışkanlıkları [1, 20].

Tüm bu faktörlerin etkisiyle oluşan bina içi radon konsantrasyonu değerine, aktif ve pasif ölçüm yöntemleri kullanılarak ulaşılabilir. Elde edilecek sonuçlara göre gerekli düzenlemelerin yapılarak binanın radon gazından korunması, sağlık açısından büyük önem teşkil etmektedir. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ve EPA gibi kuruluşlar radonun kapalı mekanlarda risk oluşturduğu sınır değerleriyle ilgili belgeler yayınlamıştır. Bunlar, var olan yapılarda iyileştirmeye başlama ve yeni üretilecek yapılar için sınır değerlerine ilişkindir (Çizelge 3). Birçok ülkenin yürürlükte olan radon programları bu düzenlemelerin sonucunda biçimlendirilmiştir [21, 22].

Bina içinde biriken radon radyoaktif dönüşüme uğrar. Dönüşüm ürünleri gaz değil, katı parçaçıklardır. Bu parçacıkların bir kısmı havadaki tozlara ve su damlacıklarına tutunarak radyoaktif aerosoller oluştururlar. Solunan havayla birlikte vücuda giren bu radyoaktif aerosoller solunum yoluna yerleşerek, radyoaktif alfa ışıması yapar ve dokudaki DNA zincirini bozarlar. Vücut, bozulan dokuyu onarmaya çalışırken, radon gazına sürekli ve yoğun maruz kalınması sonucunda onarılamayan hücrelerde oluşan tümörler akciğer kanserine neden olurlar [9, 11, 23].

Bazı araştırmalar çocukların solunumlarının daha hızlı olması ve fiziksel aktivitelerinin daha çok olması nedeniyle yetişkinlere oranla radondan daha çok etkilendiklerini göstermektedir [14, 24].

Radon; asbest, arsenik ve benzen gibi A sınıfı kanserojen madde olarak kabul edilmektedir. Kapalı mekanlarda radon soluması solunum yetmezliği, baş ağrısı, öksürük vb. akut etkilere neden olmaz. Vücutta herhangi bir olumsuzluk gözlenmediğinden radon etkisi kısa sürede fark edilemez. Radona maruz kalınan süre ve yapı içi radon düzeyinin artışıyla akciğer kanseri riski de artmaktadır (Çizelge 4) [4, 6].

İngiltere Ulusal Radyasyondan Korunma Komitesi (NRPB), İngiltere’deki yıllık toplam 41 bin akciğer kanserinden en az 2 bin 500’ünün, ABD Halk Sağlığı Servisi yıllık akciğer kanseri vakalarının, sigara içmeyenlerden 5.000, sigara içenlerden ise 15 bininin, Uluslararası Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICRP) ise toplam akciğer kanserlerinin yüzde 10’unun radon kaynaklı olduğunu belirtmektedirler [1].

Bina içi havada bulunan partikül sayısının sigara içilmesi gibi bir nedenle artması durumunda daha fazla miktarda radon bu partiküllere tutunma ve solunma riskine sahiptir. Yani sigara içenlerin radon kaynaklı kanser olma riski daha fazladır [24, 25].

4. BİNALARDA RADONA KARŞI ALINABİLECEK ÖNLEMLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Radonun yapıya girişini engellemek, girdikten sonraysa dışarı atmak, radona karşı alınabilecek önlemlerin ana başlıklarıdır. Radonun yapıya girişini engellemek için;

- Yapı malzemesi seçiminde belirleyici etmenlere, radonu da içeren sınırlamalar getirilmelidir. Yapı malzemelerinin radyoaktivite analizleri yapılarak, değerlendirme sonuçları tavsiye edilen radyoaktivite düzeylerinin üzerinde olan malzemeler bina yapımında kullanılmamalıdır. Ayrıca belirlenen sınır değerlerin üzerinde radon bulunan yerlerden yapı malzemesi için hammadde alınmamalıdır.

- Binalar toprakla temasa imkan vermeyecek şekilde izole edilmelidir. Bodrum ve zemin katlarının tabanına betondan sızıntıyı önlemek amacıyla çatlağı olmayan şap uygulaması yapılmalıdır. Binalarda temelden gelebilecek radona karşı en iyi çözümlerden birisi de temelde su yalıtımı için yapılan bohçalamadır. Bohçalama uygulamasının esnek, uzun ömürlü yalıtım malzemeleriyle detayına uygun olarak yapılması gereklidir.

- Binaların duvarlarında, su ve kanalizasyon borularının geçtiği yerlerde bulunan çatlaklar onarılmalıdır. Gerekli durumlarda yalıtım yapılmalıdır.

- Su ve doğalgaz sistemleri denetim altında tutulmalıdır [9, 20].

Bina içindeki radonu dışarı atmak için ortamın havalandırılmasına özen gösterilmelidir.

Pencereler doğal havalandırmanın en verimli olacağı şekilde konumlandırılmalıdır. Doğal havalandırmanın yetersiz olduğu zamanlarda yapay havalandırma yöntemleri de kullanılmalıdır.

Mevcut binalarda radon konsantrasyonunun sınır değerleri aşması durumunda bina içindeki radonu dışarı atmak için zemin altındaki radon gazı, havalandırma borusu yardımıyla atmosfere verilebilir. Zemin altında oluşturulan gaz geçirgen tabakaya (çakıl tabakası) radon havalandırma borusu yerleştirilir. Topraktan yapı içine gelebilecek radon gazı, basınç farkından faydalanılarak boruya iletilir. Havalandırma borusu çatıdan atmosfere açılarak radonun güvenli bir şekilde dışarı atılması sağlanır. Radon konsantrasyonunun daha yoğun olduğu durumda pasif olan bu sisteme bir fan eklenerek aktif hale getirilebilir. Gazın bina içine girişini önlemek için çakıl tabakası üzerine uygulanan polietilen gaz tutucu kaplama malzemesi veya buhar geciktirici aynı zamanda beton döküldüğü zaman çakıl tabakasının tıkanmasını da önler (Şekil 2). Bu sistem binaların projelendirme safhasında da radonun yapıya girişini önleme amaçlı kullanılabilir [26, 27].

5. SONUÇ

Yapı içi havasını farklı noktalardan yapı içine girerek kirleten radon gazı, akciğer kanserine sebep olmasıyla dikkat çekmektedir. Solunan havayla beraber insan sağlığını riske atan radon, az veya çok miktarda tüm kapalı mekanlarda bulunmaktadır. Risk etmeni olmasından ötürü tamamen güvenli olduğu bir seviye yoktur. Maruz kalınan radon seviyesi ile beraber maruziyet süresi de etkili olmaktadır. Havada beraber bulunduğu sigara dumanı ile çok daha tehlikeli hale gelmektedir.

Herhangi bir ölçüm yapmadan miktarını anlayamadığımız radon ile ilgili yapılacak çalışmalar ve sonrasında alınacak önlemler önem arz etmektedir. Tasarımcıların tasarım aşamasında, risk oluşturacak olumsuzluk etkenlerine karşı uygun tasarımı yapması, var olan olumsuz durumlarda ise kullanıcıların çözüm önerilerine yönlendirilmesi ve denetimin sağlanması önemlidir.

Olumsuzluk etkenlerini tespit için çevresel etmenler araştırılmalı, uygun ölçüm sistemi ile ölçülen radon seviyelerine karşı çözüm önerileri değerlendirilmelidir. Seviyeler sınır değerlerde veya üzerinde olduğunda denetim amaçlı olarak belirli aralıklarla ölçümler yenilenmelidir. Bu noktada kullanıcının bilinçlenmesi için yapılacak farkındalık faaliyetleri önemlidir.

Ülkemizde radon haritası çalışmalarının hızlandırılarak tamamlanması gerekmektedir. Yapı malzemelerinin radon seviyeleri belirlenmeli, standart ve yönetmeliklere sınırlamalar getirilerek malzeme seçiminde dikkate alınması sağlanmalıdır.

Ayrıca akciğer kanserine yakalanan insanlarda radon etkileri izlenmelidir. Bu sayede binalarda radon seviyeleri insan sağlığını tehdit etmeyecek seviyelere çekilerek hastalık kaynağı olmaktan uzaklaşacaktır.

KAYNAKLAR

1. E. Kapdan, “Adapazarı Merkezi Kış Dönemi Radon Ölçüm ve Analizleri”, İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, (2009).

2. Ç. Güler, Z. Çobanoğlu, “Radon Kirliliği,” T.C. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ankara, (1997), s:20.

3. N. Çelebi “Türkiye’de Radon Ölçümleri”, Uluslararası Katılımlı Tıbbi Jeoloji Sempozyumu Kitabı, (2008), s:69-72.

4. http://www.waterproofmag.com/back_issues/201010/underslab_radon_barriers.php adresinden 08.01.2016 tarihinde alınmıştır.

5. EPA (United States Enviromental Protection Agency), National Program, “Radon Outreach Kit,” (2013), www.epa.gov/iaq.

6. EPA (United States Enviromental Protection Agency), “Building Radon Out,” (2001), pp:5.

7. G. Yılmaz Şen, “Doğalgaz Kullanımının Bina İçi Radon Düzeylerine Etkisinin İncelenmesi” Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İzmir, (2009).

8. https://northernhealth.ca/ adresinden 06.01.2016 tarihinde alınmıştır.

9. H. Apak, “Yapılarda Radon Etkisini Azaltmaya ya da Yok Etmeye Yönelik Bir Yaklaşım”, Yıldız Teknik Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, (2014).

10. WHO (World Health Organization), Information Sheet “Radon and Health,” (2002), pp:2, http://www.who.int/ionizing_radiation/env/Radon_Info_sheet.pdf

11. O. Öztürk, “Kapalı Ortamlarda Hava Kalitesi ve Boşluklu Döşeme Sistemleri”, Ekoyapı Dergisi, (2013), http://www.ekoyapidergisi.org/245-kapali-ortamlarda-hava-kalitesi-vebosluklu-doseme-sistemleri.html.311

12. UNSCEAR (United Nations Scientific Committee on the Effects of Atomic Radiation), “Sources, Effects, and Risks of Ionizing Radiation”, United Nations Sales Publication No.E. 94.IX.2, New York , (1993).

13. UNSCEAR (United Nations Scientific Committee on the Effects of Atomic Radiation), “Ionizing Radiation: Sources and Biological Effects”, (1982).

14. UNSCEAR (United Nations Scientific Committee on the Effects of Atomic Radiation), “Sources, Effects, and Risks of Ionizing Radiation,” United Nations Sales Publication, New York, (1988).

15. EPA (United States Enviromental Protection Agency), “Radiation Education Activities: Radon ”, pp: 4.

16. J. Bower, “The Healthy House: How to Buy One, How to Build One, How to Cure a Sick One”, The Healthy House Institute, India, (1997).

17. A. Balanlı, M. Vural, T. Taygun, “Yapı Ürünlerindeki Radonun Yapı Biyolojisi Açısından İrdelenmesi”, 2. Ulusal Yapı Malzemeleri Kongresi ve Sergisi, İstanbul, (2004).

18. M. Faheem, B. Matiullah, “Radon Exhalation and it Dependence on Moisture Content From Samples of Soil and Building Materials”, Radiation Measurements, 43:1458-1462.

19. M. Eisenbud, “Environmental Radioactivity: From Natural, Industrial, and Militay Sources,”Academic Press, San Diego, (1987).

20. TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu), “Kapalı Ortamlarda Radon Gazı”, Teknik Rapor, (2012).

21. International Radon Project, “Survey on Radon Guidelines Programmes and Activities Final Report”, Health Security and Environment, Switzerland, (2007).

22. H. Synnot, D. Fenton, ERRICA 2 (European Radon Reasearch and Industry Collaboration Concerted Action), “An Evaluation of Radon Reference Levels and Radon Measurement Techniques and Protocols in European Countries”, Radiological Protection Institute of Ireland, (2005).

23. H. İ. Uludağ, “Radon Kirliliği ve Halk Sağlığı İlişkisi”, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Bitirme Tezi, İzmir, (2010).

24. N. Çobanoğlu, N. Kiper, “Bina İçi Solunan Havada Tehlikeler,” Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi, Sayı: 49, (2006), S: 71-75.

25. EPA, “EPA Assessment of Risks from Radon in Homes,” Office of Radiation and Indoor Air United States Environmental Protection Agency, Washington, (2003).

26. Building and Safety Standards Branch, “New Radon Rough-in Requirements”, Information Bulletin, No. B14-07, British Columbia, (2014).

27. Http://Www.Epa.Gov/Radon/Radon- Resistant-Construction-Basics-and-Techniques adresinden 05.01.2016 tarihinde alınmıştır.

Makale içindeki şekil, çizelge ve tablolara e-dergi üzerinden ulaşmak için lütfen tıklayınız...