E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
B2B MEDYA

Rönesans Tower

Rönesans Tower

15 Nisan 2014 | YEŞİL BİNA
24. Sayı (Mart-Nisan 2014)

Eylül ayında tamamlandığında Türkiye'nin ilk LEED Platinum sertifikalı "kule"si olacak Rönesans Tower'ın hem mimarlık hem de mühendislik literatürüne girmesi için birçok geçerli sebebi var... Taşıyıcı sistemin kurgusundan cephe sisteminin çözümüne kadar Türkiye için birçok ilki barındıran binada betonarme taşıyıcı sistem, "Performansa Dayalı Tasarım" (PBD) yöntemiyle yapılmış. Binada ayrıca deprem güvenliği için Türkiye'de ilk defa uygulanan bir "outrigger" sistemi bulunuyor. Binanın diğer bir özelliği de, yine Türkiye'de ilk olarak uygulanan yerden deplasmanlı havalandırma sistemi... Rönesans Tower'ın cephesinde ise özel tasarlanan bir temizleme robotu görev alacak...
Rönesans Tower, İstanbul’un Anadolu yakasında Kozyatağı-Ataşehir’de yer alan, toplam 13 bin 810 metrekare arsa üzerinde Rönesans Gayrimenkul Yatırım tarafından geliştirilen A Sınıfı (A+) bir ofis projesi. Gayrimenkul, İstanbul Anadolu yakasının önemli merkezi iş alanlarından Kozyatağı bölgesinde, E-5 otoyolu ile E-5 ve TEM bağlantı yollarının kesiştiği stratejik bir noktada yer alıyor. Rönesans Tower’ın yakın çevresinde nitelikli ofis binaları, alışveriş merkezleri ve üst gelir grubunun yaşadığı nitelikli konut alanları bulunuyor. Eylül ayında bitirilmesi planlanan Rönesans Tower, bir prestij yapısı olarak tasarlanmış. Enerji verimliliği, dizaynın her aşamasında göz önüne alınarak tasarlanan bina, LEED Platinum Sertifikası adayı ve bu özelliğiyle eylül ayında tamamlandığında Türkiye’deki ilk LEED Platinum alan kule projesi olacak. 
Sofistike bir proje olan Rönesans Tower’ın tasarım sürecinde, paralel çalışmak üzere Amerika ve İstanbul’da iki ayrı proje takımı yaratılmış. Bu durum, binanın tasarımı itibariyle bir gereklilik olarak ortaya çıkmış. Çünkü Rönesans Tower’da Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen birçok unsur var... Binanın kolayca tanımlanabilecek bir geometriye sahip olmamasından başlayarak, taşıyıcı sistemin kurgusundan cephe sisteminin çözümüne kadar, Amerika’dan mimari tasarım için FxFowle Architects, taşıyıcı sistem tasarımı için Desimone, MEP danışmanlığı için Cosentini, Rüzgar Mühendisliği için CPP Wind Engineering, cephe danışmanlığı için Axis Facades gibi birçok saygın danışman ve tasarımcıyla birlikte yol alınmış. Aynı şekilde, Türkiye’deki takım oluşturulurken de oldukça titiz bir süreç izlenmiş. Mimari tasarım için FKD, statik mühendislik için AP-CB, mekanik tasarım için Okutan, elektrik projeleri için FDC, sismik danışmanlık hizmetleri için Kandilli Rasathanesi gibi projeye çok değerli katılım ve katkıları bulunan yaklaşık otuz beş firma ve kuruluşla birlikte çalışılmış. 



Rönesans Gayrimenkul Yatırım (RGY) Ofis Geliştirme Direktörü Tuğçağ Arda Çotuk


Bu kadar yüksek olup da bu kadar çok cam yüzeyi olan bir binanın LEED Platinum adayı olması da çok rastlanır bir durum değil. Bu özel binadaki tüm bu ayrıntıları Rönesans Gayrimenkul Yatırım (RGY) Ofis Geliştirme Direktörü Tuğçağ Arda Çotuk, Yeşil Bina okurları için özetledi... 


“Estetik beğeni ve kullanıcı memnuniyeti hedefimizi binanın bir prestij yapısı olması ile tarif edebilirken, bunu başarırken binada harcanacak enerjinin ne kadar düşük ve verimli olacağını da LEED Platinum hedefimizle isimlendirdik; Eylül 2014 itibariyle de hedefimizi gerçeğe dönüştürmüş olacağız. Rönesans Tower, RGY’nin kendi mülkü olduğu üzere, proje tamamlandığında İstanbul’daki tüm ofislerimizi de Rönesans Tower’a taşıyacağız. Rönesans Tower’ın hem mimarlık hem de mühendislik literatürüne girmesi için birçok iyi ve geçerli sebebi var, bunları etraflıca anlattığımız bir de proje kitabı oluşturuyoruz. Bu nitelikte bir proje, dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın ses getirirdi. Beklendiği üzere Türkiye’de de böyle bir süreç yaşıyoruz.”





Rönesans Tower, Türk yapısal mühendislik tarihinde özel bir yer edindi
“Rönesans Tower, dört bodrum katı ve kırk yer üstü katıyla toplamda 44 kattan oluşan, 185 buçuk metre yüksekliğinde bir ofis kulesi. Giriş ve birinci bodrum katında, binaya hizmet veren restoranlar ve diğer sosyal destek birimleri yer alıyor. Yapının mimari müellifi FxFowle Architects, Amerika’nın çok önemli mimarlık ofislerinden birisi. Binanın statik tasarımını da Amerika’nın en saygın yapısal mühendislik firmalarından biri olan ve uluslararası tecrübeye saip Desimone firması yaptı. Binanın betonarme olarak tasarlanan taşıyıcı sistemi, dünyada betonarme teknolojisinde gelinen son nokta diyebileceğimiz Performansa Dayalı Tasarım (PBD-Performance Based Design) yöntemiyle yapıldı. Bu seçim, hem istenilen geometrinin mümkün kılınmasında hem de arzu edilen mesafelerin elde edilmesinde çok önemliydi. PBD ile, binanın her taşıyıcı elemanının bulunduğu lokasyon için özel olarak tasarlandığı sofistike bir çalışma yürütüldü. Böylelikle, dünyada bile çok yaygın olmayan, henüz ancak yüz kadar kulede başarılmış olan PBD ile üretilmiş bir betonarme kule taşıyıcı sistemi, Türkiye’de ilk defa yapılmış oldu. Bu açıdan Rönesans Tower, Türk yapısal mühendislik tarihinde özel bir yer edindi. Aynı zamanda binada kirişsiz döşeme sistemi kullanıldı, böylelikle hem uygulama kolaylaşıyor hem de son kullanıcı için birçok kolaylık sağlanıyor. Kullanıcı için temiz mekanlar bırakılmış oluyor ve fit-out işleri daha kolay uygulanıyor; kullanıcılar rahatlıkla kiriş altından alan kaybetmeden rahatlıkla dekorasyonu yapabiliyorlar. Biliyorsunuz, kat yükseklikleri yönetmeliklerle sınırlanıyor, bu bölgede dört metreyi aşmanız pek mümkün olmuyor, ancak biz böyle bir yerde kullanıcının ‘çıplak (mekanik) tavan’ diye tabir edilen çıplak yüzeyleri kullanmak istemesi halinde 3.30 metreye kadar temiz yükseklik elde etme imkanı sunuyoruz. Bu da oldukça başarılı bir performans. Kullanıcı, tavanı kapatarak asma tavan imal etse dahi 3 metre temiz yükseklik garanti edilmiş durumda. Diğer binalarda, başka şeylerden feragat edilmeden bunu elde etmek pek mümkün olmuyor.” 


Her yüzey ayrı ayrı irdelendi
“Cephe tasarımında oldukça uzun ve de Türkiye’de daha önce yaşanmadığını tahmin ettiğim bir tasarım süreci geçirdik. Tüm tasarım sürecine paralel olarak, 13 ay boyunca her hafta cephe malzemelerinin seçimiyle, parametrelerin kontrolüyle ilgili çalışmalar yaptık. Süreç çok sistematik bir şekilde ilerledi ve farklı disiplinlerin birarada çalıştığı yoğun bir süreç oldu. Binada kullanılan cephe sistemleri, taşıyıcı sistem bileşenleri ve cephenin dış yüzeyindeki gölgelendirme elemanları gibi bütün cephe bileşenlerini ayrı ayrı kontrol etmek zorundaydık. Binanın geometrisi kolaylıkla tanımlanabilen basit bir geometrik şekil olmadığı üzere, cephede 36 tane tip yüzey bulunuyor. Dolayısıyla her yüzey için bu problemleri ayrı ayrı irdelemek gerekiyordu. Gölgelendirme elemanları da detaylı çalışma için iyi bir örnek olurdu; gölgelendirme elemanlarının rastgele dizilmiş gözükmesini istiyorduk, bunu başardık. Fakat bunun yanında aslında yerleşimleri rastgele değil, hepsinin yerleri ve yoğunlukları, ciddi hesaplamalar sonunda belirlendi. Bunun gibi birçok parametrik kontrol süreci yaşandı...”





Sofistike cephe
“Projenin diğer bir özelliği de çok sayıda danışmanla çalışıyor olmamız. Yangın, rüzgar, akustik, Yeşil Bina danışmanlarımız, alanlarının en iyi isimlerinden oluşuyor. Biz de bu projede LEED danışmanlığı için ERKE, yangın danışmanlığı için Alara, sismik mekanik danışmanlık için Ulus Yapı, aydınlatma danışmanlığı için ZKLD, akustik için Mezzo vb. burada sayamadığımız değerli birçok danışmanla birlikte çalıştık. En başta bina konumlandırılırken binanın enerji verimliliği, gün ışığından maksimum faydalanılması, yarattığı gölgenin çevreye etkisi, binanın çevreyle uyumunun sağlanması, yüzeylerde oluşan hissedilen ve hissedilmeyen ısılar gibi birçok yapı fiziği kökenli konuda detaylı çalışmalar yaptık. Binanın çok fazla kırık yüzeyi olduğu için bu yüzeylerdeki güneş davranışı ve buralarda oluşan radyasyon seviyeleri hep farklı çıkıyor. Dolayısıyla bunları da kontrol altına almak gerekiyordu. Ortalama bir binada çok kolay çözülebilen konular, böyle sofistike bir cephesi olan binada can alıcı bir hale geliyor. Binanın cephesi komple cam ve içeride ciddi hacimler var. Bu mekanlarda kullanıcıların konforlu bir şekilde içeride çalışabilmeleri bizim için çok önemliydi. Binada her iki katta bir, sekiz metre yüksekliğinde kat bahçeleri bulunuyor ve kat bahçelerindeki iklimlendirme de kontrol edilebiliyor...”


Hiçbir kat diğerinin aynısı değil
“Bu binada Performansa Dayalı Tasarım tercih edilmemiş olsaydı binadaki taşıyıcı eleman boyutları çok ciddi şekilde büyürdü. Binanın asimetrik bir yapısı var ve hiçbir kat diğerinin aynısı değil, dolayısıyla her birimdeki yük bir diğerinden farklı. Böyle bir asimetrik yapıdaki yük kontrolü bir sürü ek önlem alma gerekliliği getiriyordu ve Performansa Dayalı Tasarım, bunları kontrol altına almamızı kolaylaştırdı. Projeyi klasik yöntemlerle tasarlasaydık çok ciddi kiriş ve kolon ebatları oluşurdu. Performansa Dayalı Tasarım’la hem eleman boyutlandırmasını, hem de katlar arasındaki temiz kullanım yüksekliğini maksimize etmiş olduk...”


Deprem yükleri BRB ile sönümleniyor
“Binada ayrıca deprem güvenliği için çok önemli olan ve Türkiye’de ilk defa uygulanan bir “outrigger” sistemi bulunuyor. Bu sistem, iki kat yüksekliğindeki BRB (Buckling Restraint Bracing) diye adlandırılan diagonal elemanlardan oluşuyor. Bu sistem, 18. katın döşeme kenarlarından başlıyor ve 20. katta çekirdeğe birleşen dev piston şeklinde çalışan çelik kirişlerden oluşuyor. BRB’ler, deprem anında binanın ilk yarısındaki deprem yüklerini absorbe ederek binanın ikinci yarısına iletilen yükü sönümlemiş oluyorlar. Böylelikle hem taşıyıcı sistem yükleri azaltılıyor, hem de kullanıcı konforu artmış oluyor...”


Yerden deplasmanlı havalandırma ilk kez uygulandı
“Binanın diğer bir özelliği de, yine Türkiye’de ilk olarak uygulanan, yerden deplasmanlı havalandırma yapılması. Yükseltilmiş döşemeyi ‘plenum’ diye tabir ettiğimiz bir temiz hava deposu olarak kullanıyoruz. Yükseltilmiş döşemenin içinde havalandırma kanalları gezmiyor, yükseltilmiş döşemenin içi temiz hava deposu olarak kullanılıyor. Böylelikle çok düşük bir enerji sarfiyatıyla, düşük kapasiteli fan coil’lerle temiz hava yerden kat içinde kullanıcıya ulaşıyor ve bu sayede çok iyi seviyede bir iç hava kalitesi (Indoor Air Quality) sağlanmış oluyor. Sistemin bir diğer özelliği de temiz havanın istenilen yerlere, istenildiği kadar verilebilmesine imkan tanıması. Yaygın olarak kullanılan tavandan havalandırma yapılan her yerde karıştırılmış hava kullanılıyor. Çünkü temiz havanın geldiği yolda zaten kirli hava katmanı bulunuyor ve karışan havanın bu katmanı aşarak aşağı inmesi gerekiyor; ki bu da daha yüksek fan gücü ve daha yüksek enerji sarfiyatı gerektiriyor. Bu sistemle, hem enerji sarfiyatını, hem de işletme maliyetlerini düşürmüş oluyoruz...”


Yağmur suyu için ring rezerv alanı
“Binada su kullanımıyla ilgili pasif ve aktif önlemler aldık. Arsa içindeki alanlara düşen yağmur suyunu toplayıp depoluyoruz ve bu suyla sulama ihtiyacını yüzde 100 karşılıyoruz, sulama için dışarıdan su kullanmıyoruz. Sulama sistemi kendi kendini besliyor ve projede ciddi bir peyzaj alanımız var. Toplanan suyu büyük tanklarda depolamak yerine, projenin çevresine ‘yenilikçi atık su teknolojisi’ diye tanımladığımız, yağmur suyunu biriktirmek için bir ring rezerv alanı oluşturduk. Bu ringde de hacmi büyük bir borulama kullandık. Seviye aşılırsa kendiliğinden şehir sistemine bağlanarak kendini tahliye ediyor. Burada biriktirilen suyun niteliğini kaybetmemesi için de çalışmalarımız oldu. Ayrıca su tasarrufu için binada düşük tüketimli armatürler kullanıyoruz...”


Hayat bu binada durmayacak
“Hem dışarıya çok ışık yayarak çevreyi rahatsız etmeme adına, hem de enerji tasarrufu için dış aydınlatma konusunda da çalışmalar yaptık. Görünür olmak ama aynı zamanda çevreyi rahatsız etmemek gibi bir kaygımız vardı. Ayrıca, tabi bina içindeki aydınlatma elemanları da enerji tasarrufu ve konfor koşullarını sağlayan seviyede sistemler olarak tasarlandılar. Otomatik ve dengelenmiş bir aydınlatma sistemi yaratıldı. Binada bulunan fan ve pompa gibi ekipmanların seçimine de çok özen gösterildi. Tüm bunlar bir bütünün birer parçası aslında, hep birlikte ele alınması gereken şeyler. Binada tüm alanlara yüzde yüz temiz hava sağlıyoruz. Aynı zamanda toplam enerji oldukça verimli kullanılıyor. Tüm bunlar binaya girilen gün anlaşılabilecek şeyler değil. Ancak dördüncü, beşinci, onuncu, yirminci yıllarda memnuniyetle anılacak unsurlar. Yani, zaman içinde aksaklıklar yaşandıkça hayatın bu binada durmadığı görülecek. Bu durum, binanın toplamda bir değeridir...” 


Commissioning, sertifikalı yapılıyor
“Projenin ‘commissioning’ hizmetlerini sertifikalı olarak yapıyoruz; ki bu da Türkiye’de bir ilk. Binanın enerji modellemesi Amerika’da yapıldı. Bu modelleme sonucunda binanın hangi bölgesinin nasıl davrandığını büyük oranda öngörme şansımız oldu. Örneğin, yüksek binalarda binanın nasıl ısıtılacağı düşünülür ama tam tersidir. Binanın kışın nasıl soğutulacağı daha büyük bir problem olabiliyor. Binanın çekirdeği boyunca ilerleyen sıcak hava, betonu ısıtır ve betonda sürekli bir ısı depolaması oluşur. Tüm bunlar enerji modellemesinde ciddi olarak analiz edildi ve bu örnek verdiğim ‘stack effect’ konusu ile ilgili çözümler üretildi...”


Cephede BMU robotu görevli
“Cephe sistemimiz, yapısal cephe elemanlarından oluşuyor, Rönesans Tower’da panel sistem kullandık ve bunun en büyük gerekliliği yükseklikti. Bu sistemde bütün cephe elemanları, bağımsız taşıyıcı elemanlara asıldıkları ve kendi başlarına hareket edebildikleri için deprem anında oldukça esnek davranıyorlar. Cephenin en önemli özelliklerinden birisi de özel tasarlanan bir temizleme sistemi robotuna (BMU-Building Maintenance Unit) sahip olması. BMU robotu sayesinde hem temizlik işleri, hem de tamir-bakım işleri çok rahatlıkla yapılabilecek. Çok farklı açıları olan cephede panellerin dışarıdan taşınabilmesini sağlayan bu robot için de yapımcı firmayla çok ciddi mesai harcadık. Bu kadar karmaşık işler yapabilen bir robot Türkiye’de yoktu, dünyada da çok yaygın değil. Binanın cephesi çok farklı açılardan, girinti ve çıkıntılardan oluştuğundan çoğu bölgeye ulaşmak kolay olmuyor. Fakat robotun buralara ulaşabilmesi için tüm yollar programlandı, hepsinin simülasyonu yapıldı. Hangi panele nasıl ulaşacağının rotası belli. BMU robotu, cephede temizlik için belli kısa dönemler hariç yıl boyunca da çalışıyor olacak...”

Rönesans Gayrimenkul Yatırım
“Rönesans Holding’in gayrimenkul geliştirme ve yatırım işlerini yürüttüğü, Rusya ve Türkiye’de faaliyet gösteren mal sahibi şirketi Rönesans Gayrimenkul Yatırım A.Ş. (RGY)’deki iş modelimiz, Türkiye’de pek de yaygın olduğunu söyleyemeyeceğimiz, bütünleşik bir iş modeli. Projenin kağıda çizilmiş eskiz halinden yatırımın geri dönüşünün tamamlanmasına kadar tüm evreleri Holding bünyesindeki farklı şirketlerimizle gerçekleştiriyoruz. Arsayı buluyoruz, satın alıyoruz, projeyi geliştiriyoruz, yatırımcıyı getiriyoruz ya da yatırımı kendimiz yapıyoruz, inşaatını yapıyoruz, kiralamaları yapıyoruz, projeyi işletiyoruz ve yatırımın geri dönüşünü temin ediyoruz. Durumu izah etmek üzere süreçlerde bir indirgeme yaparsak, normalde inşaat sektöründe mal sahibi dışındaki bütün katılımcıların projeyle ilgili ömürleri, yaptıkları işin boyutuyla ilintili olarak, genellikle üç ayla üç yıl arasında değişmektedir. Ancak RGY içinse bir projenin ortalama ömrü, arsanın satın alınmasıyla başlar ve yaklaşık 12-15 yıldır. Bu hassasiyette bir grup olduğumuz için de projelerimizde her aşamayı, hem yatırımcı, hem geliştirmeci, hem müteahhit, hem işletmeci, hem de son kullanıcı perspektifinde gözden geçirmek durumundayız. Yatırımı geliştirirken yapının birinci, beşinci ve onuncu yıldaki durumlarını simüle ederek öngörmeye çalışıyoruz; hangi muhtemel sorunların çıkabileceğini, hangi ekipmanlarda problem yaşanabileceğini öngörüp çözümler getiriyoruz. Dolayısıyla tüm inşa ve kullanım sürecini çok detaylı ele alıyoruz...”
RGY Ofis Geliştirme Direktörü Tuğçağ Arda Çotuk:
Türkiye’de profesyonel danışmanlarla çalışma alışkanlığı pek yaygın değil
“Genel olarak, Türkiye’de daha sürdürülebilirlik bilincinin yerleşmemiş olduğunu söyleyebilirim; daha sürecin çok erken aşamalarındayız. Tabii ki seneler geçtikçe yaygınlaşacak. Doğal süreç de zaten böyledir. Bunun yerleşmiş olduğu bir piyasada ise artık sertifikasyon tipinizin ne olduğundan bağımsız olarak enerji duyarlılığı zaten her müellifin bir yükümlülüğü haline geliyor. Örneğin ABD’de birçok projede enerji konusunda akreditasyon sahibi elemanlar çalıştırmak durumunda kalıyorlar. Türkiye’de ise daha ilerleyecek yol var. Analitik bir yaklaşımla bu iş, enerji verimliliğinin yaygınlaşması anlamında çok güzel bir fırsattır. Fakat işin tamamen ticari bir konjonktüre oturmaması gerekir; ki bu da bu anlamda hatırı sayılır bir tehdittir. Sürecin yönetimine gösterilecek alakanın, amacın korunmasına ve fikrin çıkış noktasının taze tutulmasına da gösterilmesi gerekecektir, bu olgunlaşma da sürdürülebilirliğin daha da yaygınlaşması sırasında oluşacaktır. Türkiye’de inşaat sektöründe özel konularda hizmet veren profesyonel danışmanlarla çalışma alışkanlığı çok yaygın sayılmaz. Hala bir cephe danışmanının, enerji danışmanının, yangın danışmanın, akustik danışmanın, sismik mekanik danışmanın ne iş yaptığını bilmeyen ya da emin olmayan çok fazla inşaat şirketi var. Yine bir kıyaslamayla yola çıkarsak, ABD’de bunlar işin en önemli unsurlarındandır. 
Bu danışmanlıkların artık bir lüks değil de fonksiyonel olarak getirilerinin olduğu idrak edilmeli ve yaygınlaşmalıdır. Piyasa da ancak böyle olgunlaşır. Ayrıca Türkiye’deki birçok inşaat firması, inşaat bitince işlerinin tamamen bittiği gibi bir algıyla hareket edebiliyorlar ve binaları bu anlayışla inşa ediyor. Fakat, bu anlayış ilerleyen süreçte mal sahibi, kullanıcı, üretici gibi projede yer alan başkalarını kolaylıkla zor durumda bırakabilir. Toplamda yükselen bir sektörel bilinç, tüm katılımcıları olumlu olarak etkileyecektir, her katılımcının bunu gözönünde tutarak hareket etmesi sektöre yeni bir soluk getirecektir.”


Rönesans Tower Binası’nda Entegre Yeşil Bina Tasarımı ve Simülasyonlar



Mehmet Okumuş 
Erke Tasarım 
Mak. Yük. Müh., LEED AP O+M, Enerji Yöneticisi






Rönesans Tower Binası’nın LEED Core & Shell sertifikası hedefi, projenin ön tasarımından itibaren sürece Yeşil Bina danışmanlarının dahil olmasıyla birlikte LEED Altın sertifikadan LEED Platin sertifika hedefine yükseldi. Bu hedefi sağlamak için proje ve uygulamanın tüm aşamalarında değerlendirilen estetik, verimlilik, çevresel sürdürülebilirlik, maliyet, bakım kolaylığı, esneklik, ulaşılabilirlik, fonksiyonellik ve güvenlik konuları LEED bakış açısıyla değerlendirildi. Yeşil Bina sertifikasyon sürecinin Rönesans Tower Binası’na entegre edilmesindeki süreçler şunlardır: Entegre dizayn yaklaşımı, entegre takım süreci, yenilemeli süreçler ve dizayn analiz araçları.
Başarılı bir entegre dizayn yaklaşımı için farklı bina bileşenlerinin çevreyle, birbirleriyle ve son olarak da bina performansıyla nasıl etkileşim kurdukları belirlenmeye çalışıldı. Böylece optimum bina tasarımı, malzeme ve sistem seçimleri yapılmış oldu. Entegre takım sürecinde tüm proje paydaşları aynı platformda toplanarak bina bileşenlerini farklı perspektiflerden değerlendirdiler. Böylece proje paydaşlarının birbirlerinden bağımsız olarak çalışma yaptıkları konvansiyonel proje süreci yerine bina bir bütün olarak düşünülerek tasarlandı ve uygulandı.



Şekil 1: Entegre yeşil bina sertifika süreci


Proje aşamasından itibaren en iyi uygulamaya karar verilebilmesi için sık sık toplantılar yapıldı ve farklı tasarım, malzeme ve sistem alternatifleri bütüncül yaklaşımla değerlendirildi.
Bunlara ilave olarak enerji modellemesi, gün ışığı modellemesi ve rüzgar analizleri yapılarak farklı tasarım seçenekleri değerlendirildi. Bu tarz simülasyonlar yapılarak, ilave maliyet getirmemekle birlikte, bina performansının optimizasyonu ile tasarruf edilmesi sağlandı.
En alttaki şekilde görüldüğü gibiilerleyen süreçte binanın hem LEED sertifika hedefi Altın’dan Platin’e yükseltildi, hem de sertifikanın ötesinde inovatif sistemler binada uygulandı. 



Şekil 2: eQUEST modeli


Rönesans Tower Binası’nda LEED Platin sertifika hedefine ulaşabilmek için enerji ve gün ışığı simülasyonları tasarım aşamasında yapılarak sertifika için en yüksek puanların alınması sağlandı. Enerji modellemesi yapılarak kullanılması düşünülen her bir sistem ve bu sistemlere ait marka ve modeller kıyaslanarak optimum seçimler yapıldı. 
Enerji modellemesi sonucunda ASHRAE 90.1-2007 standardına göre enerji maliyetinde %27’lik tasarruf sağlanarak LEED sertifikası kapsamında 10 puan kazanıldı. 
Gün ışığı simülasyonu yapılarak da seçilen cephe ile yaşam alanlarına %78’lik gün ışığı LEED gereklilikleri içerisinde sağlandı ve 1 puan kazanıldı.



Şekil 3: Ecotect modeli


Rönesans Tower Binası için müteahhit firmalar tarafından yapılan test ve devreye alma sürecine ek olarak bağımsız bir test ve devreye alma firması inşaat sürecinden itibaren projeye dahil edildi. LEED kapsamındaki gelişmiş test ve devreye alma prosesi ile binadaki enerji tüketen sistemler için hem projeler, hem uygulamalar kontrol edildi. Ayrıca bina kullanıma açıldıktan sonra performans testleri sezonsal olarak yapılacak. 


 


İlginizi çekebilir...

Yüksek Performanslı Bir Yeşil Bina: İzmir Ticaret Odası Yeni Hizmet Binası

Yüksek performanslı yeşil binaların yaşam döngüsü, bina duvarlarını aşan, şehir planlamasını, toplumu ve saha planlamasını içeren genis kapsamlı, bina...
24 Ekim 2018

LEED Gold Sertifikalı BASF Merkez Ofisi

Sürdürülebilir strateji ve çözümlerin uygulandığı BASF Merkez Ofisi'nde birçok çevre dostu özellik proje tasarımına ve inşaatına entegre edilmiş....
4 Temmuz 2018

Çanakkale'nin 'Yeşil' Belediye Binasının İnşaatı Devam Ediyor

Türkiye'nin yarışma yoluyla seçilmiş ilk yeşil yerel yönetim binası Çanakkale'de yükseliyor....
4 Temmuz 2018

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • Klima ve Soğutma Rehberi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2020 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.