E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
B2B MEDYA

Kendi Kendine Yetebilen Sürdürülebilir Yeşil Kampüs: Boğaziçi Üniversitesi Sarıtepe Kampüsü

20 Ekim 2016 Perşembe | YEŞİL BİNA
39. Sayı (Eylül-Ekim 2016)

"Sürdürülebilir Yeşil Kampüs" olma yolunda önemli adımlar atan Boğaziçi Üniversitesi, tüm kampüslerinde önemli projeler yürütüyor. Bunların içinde en özel çalışmalar ise Sarıtepe Kampüsü'nde hayata geçiriliyor. Kurulan rüzgar türbini ile bir buçuk senedir kendi elektriğini üreten Sarıtepe Kampüsü, sadece bu yönüyle değil rüzgar, güneş, dalga, biyogaz ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının yanı sıra enerjinin depolanması doğrultusunda uygulamaya alınmış akademik çalışmalarıyla da dikkat çekiyor.
Su ve enerji verimliliğiyle ilgili de kaydadeğer araştırmaların yapıldığı bu özel kampüs ve sürdürülen bilimsel çalışmalarla ilgili Boğaziçi Üniversitesi Sarıtepe Kampüsü Direktörü Prof. Dr. Emre Otay’dan bilgiler aldık... Otay, “Dünyada tüm elektrik ihtiyacını, sahip olduğu ve kendi işlettiği rüzgâr enerji santralinden karşılayan ilk üniversite kampüsü olan Sarıtepe Kampüsü’nde 1 MW’lık rüzgar türbini sayesinde yıllık elektrik tüketimimizin yüzde 40 fazlasını üreterek bir yılda yaklaşık 900 ton karbon, 1 milyon kWh enerji ve 400 bin TL tasarruf gerçekleştiriyoruz” diyor...

Yeşil Bina: Sürdürülebilir Kampüs çalışmalarınızla ilgili bilgi alabilir miyiz?

Prof. Dr. Emre Otay: “Sürdürülebilir Kampüs” düşüncesi aslında bizler için çok da yeni bir fikir değil... Üniversitemizde sürdürülebilirlik üzerine çalışan çok değerli hocalarımız var. Geçmiş dönemlerden beri gündemimizde olan bir konuydu. Son zamanlarda yaptıklarımız ise onların uygulama aşamaları. Bence hepsinin çıkış fikri “insan aklı”. Boğaziçi Üniversitesi’nde sürdürülebilirliği düşünen, araştıran, iş edinen çok sayıda hoca, öğretim üyesi, öğrenci ve personel var. Çağrı yaptığımızda çok sayıda insan geldi. Bence her üniversitenin ruhunda bu vardır. Bizim avantajımız ise ilgili ve bilgili kişileri aynı amaç doğrultusunda biraraya getirebilmekti. Biraz aklı olan insan zaten gelecekte düzgün yaşamak ister. Bu düzgünlüğün de ancak sürdürülebilir çözümler üreterek yaratılabileceğinin farkındadır.
Boğaziçi Üniversitesi olarak sürdürülebilirlik alanında son dönemde yoğun faaliyetler içerisindeyiz. “Sürdürülebilir Yeşil bir Üniversite” vizyonuyla hareket ediyoruz. Bu vizyonumuz, atılan iki önemli adımla gerçekleşti. Bu adımlardan ilki, 2010 yılında üniversite senatomuzun, üniversitenin kendi kendine yeten sürdürülebilir bir yeşil kampüs olmasını stratejik hedeflerinden biri olarak kabul etmesiydi. Bu, bir üniversite için biraz alışılmışın dışında bir olay. Çünkü biliyorsunuz bizim asıl işimiz ve sorumluluğumuz, eğitim ve araştırmada iyi olmak. Yaşanılan yerin sürdürülebilir yapılması normalde üniversitelerin birinci hedefi değildir. Bu vizyonu senatonun onaylaması oldukça önemliydi. Senatonun onaylaması, mevcut ve bundan sonra göreve gelecek tüm rektörlerimizi ve yönetimleri bağlayan bir karar. Bunun hemen ardından da üniversitemiz 2014 yılında, Birleşmiş Milletler tarafından sürdürülebilir kalkınma çözümleri ağının Türkiye ayağı seçildi. Açılış konferansında yeşil kampüs ve sürdürülebilir şehir oturumları yapıldı.

Yeşil Bina: Sarıtepe Kampüsü ve burada yapılan çalışmalarla ilgili bilgi alabilir miyiz?

Prof. Dr. Emre Otay: Boğaziçi Üniversitesi 150 yıllık bir üniversite. Sarıtepe Kampüsü ise yaklaşık otuz yıllık geçmişiyle üniversitemizin en genç kampüsü olma özelliği taşıyor. Karadeniz kıyısında, 1 milyon metrekare arazi üzerine kurulu, 1200 öğrenci ve çalışan ile 9 binadan oluşan Sarıtepe Kampüsü’nün hem İstanbul hem de üniversitemiz için önemi günden güne artıyor. Orman içinde yer alması, İstanbul’un son kumullarından birine sahip olması, 3. Köprü ve 3. Havalimanı’na yakınlığı, kampüsü her geçen gün biraz daha ön plana çıkarıyor.
Sarıtepe Kampüsü, Boğaziçi Üni-versitesi’nin tüm kampüslerinin bir buçuk katı büyüklüğünde. Fakat bu kadar geniş bir arazi olmasına rağmen kampüsün tümünü binalarla doldurmak istemiyoruz. Bu kapsamda “Yeşil Kampüs Yerleşim ve Peyzaj Master Planı” yaptırdık. Dışarıdan profesyonel destek aldık. Ayrıca kendi mühendis, mimar ve hatta öğrencilerimiz de işin parçası oldular. Ciddi ve profesyonel bir bakış açısıyla bitkilendirme ve ağaçlandırma faaliyetleri yürütüyoruz. TEMA Vakfı ile de bir proje başlattık. Kampüs hayatına ekolojik bir bakış açısının hakim olmasını istiyoruz. Öğrencilerimizin doğayı yaşayarak yetişmelerini arzu ediyoruz. 60 bin ağaç dikmeyi planlıyoruz. Bunun üç binini TEMA organizasyonunda öğrenciler geçtiğimiz aylarda diktiler. Kampüsümüzde Kumzambağı gibi endemik türler için koruma alanları yarattık. Orman içinde doğal hayatı tanıtan patikalar yaratıldı. TEMA ayrıca ekolojik okur yazarlık diploması üzerine çalışıyor. Bir de arıtma suyunu çevre sulamasında kullanıyoruz.

Yeşil Bina: Rüzgar türbini ile elektriğinizi de kendiniz üretiyorsunuz...

Prof. Dr. Emre Otay: Evet, rüzgar türbini projemiz ikinci büyük projemiz. Bizler için çok kolay bir proje değildi. Mevzuat açısından rüzgar ölçümü yapılmasına ihtiyaç olmamasına rağmen ilk yaptığımız işlerden birisi, ölçüm yaptırmak olmuştu. Yenilenebilir enerji yatırımı yapan ilk kamu kurumu olduğumuzdan bazı zorluklar da yaşadık.
Üniversite içinde 2009 yılında ön fizibilite çalışmalarına başlamıştık. Beş yıl sonra da, 2014’ün aralık ayında ilk elektriğimizi ürettik ve tüm elektriğini rüzgar türbininden karşılayan dünyadaki ilk kampüs olduk. Yapılamayacak bir iş olmamasına rağmen dünyada bir ilki gerçekleştirmek bizleri de oldukça şaşırttı. Toplam harcamamız ise 5.5 milyon TL oldu. Bu rakamın 4 milyon TL’si ise sırf türbin ve inşaatına harcandı. Rüzgar türbininden yıllık 1.4 MW üretim hedefimiz vardı fakat bu hedefimizi aştık. Artık ihtiyacımızdan fazlasını üretebiliyoruz. Yılda yaklaşık 400 bin TL elektrik giderimizden tasarruf ediyoruz. Yatırımın geri dönüş süresi ise sekiz yıl. İhtiyacımızın fazlasını da şebekeye satıyoruz.
Türbinimiz son teknoloji özel bir türbin. İçinde dişli bulunmuyor, elektriği manyetik kuvvetle üretiyor. Dolayısıyla çevresel açıdan rahatsız eden bir ses de çıkarmıyor. Ayrıca kanatlarının kıvrık yapısı da sesi oldukça azaltıyor. Türbin kurulumu öncesinde yaptığımız modelleme çalışmalarıyla çevrede oluşabilecek gölge etkisini de sıfıra indirdik. 
Tabii burada sadece üretilen elektriğe bakmamak gerekiyor. Belki bundan daha da önemlisi, rüzgar türbini sayesinde yılda 900 bin ton karbon salımının engellenmesi. Doğalgazla üretilen elektrik bildiğiniz gibi ciddi bir karbon salımına neden oluyor. Rüzgar türbinimizle bu salımın da önüne geçmiş oluyoruz.
Türbinle sadece elektrik üretimi ve karbon salımı azaltımı değil, bilgi de üretmeyi hedefledik. Çok iyi bir izleme yapıyoruz. Sensörlerle, rüzgar türbininin büyük fırtınalar ve depremlerdeki davranışını izliyoruz. Metrekareye düşen radyasyon, türbinin kuşlara etkisi gibi tüm çevre şartlarını ölçüyoruz. Aslında yenilenebilir enerji bir bakıma mükemmel bir enerji değil. Rastlantısal kaynaklara dayalı olduğundan, enerjiye istenilen zamanda istenilen değerde ulaşamayabiliyorsunuz. Bir doğalgaz gibi aç-kapa ulaşılabilen bir kaynak değil. Fakat buna rağmen geleceğin enerjisi olduğu da açık. Dolayısıyla bunun gibi bazı dezavantajlarının bilimsel çalışmalarla etkilerinin yok edilebileceğini düşünüyoruz. Üretilen enerjinin depolanması ve saklanması bu alandaki en önemli çalışmalardan birisi. Biz de yeni kurulan Yenilenebilir Enerji Araştırma Laboratuvarımızda yenilenebilir enerjinin dönüşümü ve saklanması için Organik Rankine Döngüsü gibi konular üzerine yoğunlaşıyoruz.

Yeşil Bina: Kampüste sadece rüzgar türbiniyle elektrik üretimine değil, enerji tüketimi ve su gibi farklı alanlara yönelik bilimsel çalışmalar da yürütüyorsunuz... Bunları özetleyebilir misiniz?

Prof. Dr. Emre Otay: Doğrudur, enerji tüketimi de odaklandığımız ana konulardan birisi. Mesela ses getiren doktora çalışmalarından birisinde, mevcut binada tüketilen enerjiyi azaltma çabalarının, yenilenebilir enerji üretmekten altı kat daha verimli sonuç verdiği ortaya çıkmıştı. Türkiye’de tüketimi azaltmaya yönelik yapılan çalışmalar gerçekten çok daha verimli çıkıyordu. Aslında herkes temiz enerjiye yatırım yapmanın iyi bir şey olduğunu biliyor. Bilinmeyen ise finansal risklerdi. Bu çalışma da onu gözler önüne sermişti.
Bir diğer projemizde de insan davranışının binalarda enerji performansına etkisini inceliyoruz. Kent laboratuvarı (Yaşayan laboratuvar) sayesinde araştırma-üretim-tüketim aynı yerleşke içinde test ediliyor. Sadece tek bir bina değil, tüm kampüs bir kent laboratuvarı olarak çalışacak. Bu projenin en ilginç tarafı inşaat mühendisleri, endüstri mühendisleri ve sosyologların birarada çalışacak olmaları. Proje dahilinde yerleşkemizdeki binalarda ve yurtlarda insanların davranışlarını inceliyoruz. Bu, enerji verimliliğinde çok çok önemli bir konu. Çünkü verimliliği sağlamak için yalıtım yapılıyor, verimli cihazlar kullanılıyor fakat en önemli unsur olan “insan davranışı” gözönünde bulundurulmuyor. İstenildiği kadar sürdürülebilir bir bina yapılsın fakat birisi kışın camı açık bırakırsa verimlilik falan söz konusu olmaz. Bu kapsamda ilk olarak yurtları gözlem altına aldık. Kim, ne zaman daha çok veya az enerji harcıyor gibi konuları bilimsel olarak araştırıyoruz.
Bir diğer projemizi Çevre Bilimleri Enstitüsü yürütüyor. Kurulan laboratuvarda yosun üretilecek. Protein üreten yosun, gelecekte açlığın çözümü olarak görülüyor ve evrende en hızlı büyüyen, üretilmesi en hızlı canlı. Su kalitesini yükselttiğinden arıtma alanında da kullanılan yosun ayrıca toz haline getirilip yakıt olarak da kullanılıyor.
Denizde tarım projemiz de öneri halinde olmasına rağmen önemli projelerimizden birisi. Karadaki tarım alanlarının korunması açısından da önemli bir proje.
Akıllı dalgakıran projesi, hareketli plakalarla dalga enerjisini sönümleyen akıllı bir dalgakıran modeli. Dalgadan elde edilecek enerjinin, şehirleri besleyecek kadar olduğunu düşünmüyoruz ama denizden elde ettiğiniz enerji yerinde çok değerli bir enerjidir. Mesela denizde tarım yapacaksanız veya denizin ortasında bir yaşam alanı yaratacaksanız böyle bir proje çok değer kazanıyor.
Sürdürülebilir Su Döngüsü projesi de önem verdiğimiz projelerden birisi. Atıksuyun değerlendirilip döngü içinde işlev kazanmasını amaçlıyoruz. Arıtılmış suyu çevre sulaması için kullanıyoruz. Kampüsümüzün ihtiyacı olan suyu da yeraltı suyundan karşılıyoruz. Dolayısıyla ne su ne de elektrik şebekesine pek ihtiyacımız yok. Kendi kendimize yetiyoruz. Proje halinde olan yapmadığımız kısım ise, tuzlu deniz suyunu da desalinasyonla bu döngünün içine dahil edebilmek. Ki Karadeniz, deniz suyunun az tuzlu olması nedeniyle bu iş için çok uygun. Fakat projeyi önemi kılan bir iki unsur daha var. Birincisi, deniz suyu destekli havalandırma projesi. Yazın nispeten daha soğuk olan deniz suyuyla binaları soğutmayı amaçlıyoruz. Binada ısınan suyu da desalinasyona tabi tuttuğumuzda proses daha verimli oluyor. Oradan çıkan tuzlu suyu ise, biraz önce sözünü ettiğim çevre laboratuvarında yosunlara vermeyi planlıyoruz.

Yeşil Bina: Gelecek planlarınızı özetleyebilir misiniz?

Prof. Dr. Emre Otay: Gelecek planlarımız altı maddeden oluşuyor. Birincisi, Sarıtepe Kampüsü’nü yaşayan bir kent laboratuvarı haline getiriyoruz. Yani bu kampüs sadece üniversite hocalarının ve asistanların araştırma yaptığı değil, bulguların teknolojiye dönüştüğü, teknolojinin uygulandığı ve uygulanırken son kullanıcı olarak kendi öğrencilerimizi ve personelimizi işin içine dahil edip, onlardan geri dönüş alacağımız kapalı bir kent laboratuvarı oluşturmayı düşünüyoruz. Böylece kullanıcının şikayetini araştırmacılar birinci elden dikkate alabilecekler.
İkinci olarak yenilenebilir enerji üretimini çeşitlendirmek istiyoruz. Sadece rüzgarı değil, güneş, jeotermal, dalga veya atık gibi enerji kaynaklarını da değerlendirip üretim-tüketim dengesini sağlamayı amaçlıyoruz. Ayrıca yenilenebilir enerjiyi depolama teknolojilerini geliştiriyoruz. Binaları enerji verimli hale getirmeye yönelik araştırma ve uygulama projelerimiz sürüyor. Sıfır net enerjiden karbon negatif kampüs olmak ise en büyük hedeflerimizden birisi. Bu da büyük oranda yosunlarla olacak. Bunlar çok zor değil. Türkiye’de bir devlet üniversitesi tüm bunları kamu fonlarıyla yapabiliyorsa bence herkes yapabilir. Son ve esas idealimiz ise bu bilgileri gelecek nesillerle, genç insanlarla paylaşıp sürdürülebilir bir yaşam alanı yaratmak. Bunu da sadece lafla değil, gördüğünüz gibi altını doldurarak yapmaya gayret ediyoruz.

Ulusal Deprem İzleme Enstitüsü de LEED Gold Sertifikalı
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Enstitüsü (UDİM) bünyesindeki Tsunami İzleme Değerlendirme Merkezi, Boğaziçi Üniversitesi’nin LEED Gold sertifikasına sahip ikinci binası oldu.
Türkiye’nin ilk yeşil üniversite binası olan Hamlin Hall’un (1. Erkek Yurdu) 2012’de LEED Gold sertifikası almasının ardından Şubat 2015’te LEED sertifikasına değer bulunan Ulusal Deprem İzleme Enstitüsü (UDİM) bünyesindeki Tsunami İzleme Değerlendirme Merkezi aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi tarafından sıfırdan inşa edilmiş ilk Yeşil Bina olma özelliğine de sahip.
Boğaziçi Üniversitesi yönetiminin aldığı karar çerçevesinde yeni yapılacak tüm binaların Yeşil Bina standartlarına uygun olacağı belirtiliyor. Bu kapsamda Kandilli Kampüsü’nde inşa edilecek yeni misafirhane olmak üzere üniversitenin Tarsus’ta restorasyonunu üstlendiği Çırçır Fabrikası ve bundan sonra yapılacak tüm yeni binaların LEED sertifikası standartlarına uygun biçimde inşa edileceği vurgulanıyor.

Boğaziçi Üniversitesi Yapı İşleri Daire Başkan Yardımcısı Celalettin Demirel:
“Tecrübelerimizi Paylaşmaya Hazırız”

“Kilyos Sarıtepe’deki kampüsümüz kendi enerjisini kendi üreten bir yerleşke. Rüzgar türbinini kurarken amacımız, elektrik üretiminin yanı sıra Ar-Ge açısından da fayda sağlamaktı. Rüzgar türbininin kurulum aşamasından çok önce çalışmalara başladık. Öncelikle rüzgar türbini yatırımı yapılabilmesi için Bakanlığın istediği birçok belgeyi tamamlamamız gerekiyordu. Farklı ve ülkemiz, üniversitemiz açısından çok önemli bir projeydi. Bir yıl öncesinden rüzgar ölçümlerine başladık. Gerekli (ÇED vs.) izinleri aldık. Kurulum ve kabul aşamalarında epey sıkıntı yaşadık. Üretilecek elektriğin bir kısmı şebekeye satılacağından TEDAŞ kabulü gerekiyordu. Bu nedenle Ankara’da yoğun temaslarımız oldu. Türbin ana gövde ve kanatların taşınması da kısmen zorlu geçti. Seksen metre uzunluğundaki türbin, kurulacağı yere parça parça geliyor. Ancak kanatların tek parça taşınması bize de farklı tecrübeler yaşattı. BURES (Boğaziçi Üniversitesi Rüzgar Enerji Santrali) projesiyle edinmiş olduğumuz tecrübelerimizi yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak isteyen bütün kuruluşlarla paylaşmaya hazırız”.

 


İlginizi çekebilir...

Yüksek Performanslı Bir Yeşil Bina: İzmir Ticaret Odası Yeni Hizmet Binası

Yüksek performanslı yeşil binaların yaşam döngüsü, bina duvarlarını aşan, şehir planlamasını, toplumu ve saha planlamasını içeren genis kapsamlı, bina...
24 Ekim 2018 Çarşamba

LEED Gold Sertifikalı BASF Merkez Ofisi

Sürdürülebilir strateji ve çözümlerin uygulandığı BASF Merkez Ofisi'nde birçok çevre dostu özellik proje tasarımına ve inşaatına entegre edilmiş....
4 Temmuz 2018 Çarşamba

Çanakkale'nin 'Yeşil' Belediye Binasının İnşaatı Devam Ediyor

Türkiye'nin yarışma yoluyla seçilmiş ilk yeşil yerel yönetim binası Çanakkale'de yükseliyor....
4 Temmuz 2018 Çarşamba

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • Klima ve Soğutma Rehberi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2020 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.