E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 

Form Temiz Enerji Sistemleri Genel Müdürü Enis Behar: "Çok Fazla Bariyer Var"

Form Temiz Enerji Sistemleri Genel Müdürü Enis Behar:

24 Haziran 2014 Salı | SÖYLEŞİ
25. Sayı (Mayıs-Haziran 2014)

Güneş enerjisi sektörünün önemli firmalarından birisi olan Form Temiz Enerji Sistemleri’nin Genel Müdürü Enis Behar, Türkiye’de güneş enerjisinden faydalanmanın önünde birçok engel olduğunu vurguluyor. Öncelikle plansız imar yapısının binalarda güneşi kullanma olasılığını düşürdüğünü ifade eden Behar, ayrıca bürokratik bariyerler ile son dönemde hakim olan sosyo-kültürel tercihlerin bu oranı daha da aşağı çektiğini belirtiyor. Yeşil Bina: Binalarda fotovoltaik panellerle elektrik üretiminin avantajları nelerdir ve neden gereklidir?


Enis Behar: Fotovoltaik teknolojisinin en önemli avantajı, elektriğin üretildiği yerde tüketilmesidir. Konvansiyonel elektrik üretiminin mantığı, merkezi bir santralde elektriğin üretilmesidir. Genelde çevre de kirletilir ve fosil yakıt kullanılır. Sonra üretilen elektrik kilometrelerce uzunluktaki iletim hatlarıyla taşınır. Taşınırken de önemli bir miktarı yolda kaybedilir. Bu sistem, artık dünyada verimli bir sistem olarak görülmüyor. Konvansiyonel sistemin artısı, 24 saat kesintisiz bir süreklilik sağlamaktı. Ancak fotovoltaik teknolojisiyle çatıda elektrik üretilebiliyor ve aynı noktada tüketebiliyor. Bu, binalar için pozitif bir gelişme. Çünkü binalar yoğun olarak enerji tüketir ve enerji tüketimi azaltılmaya çalışılır. Tüketim kısılmaya çalışılırken, ihtiyaç olan enerji de fotovoltaik panellerle sağlanırsa bina akıllı bir bina olabilir. Fotovoltaik panellerle üretim-tüketim dengesi sağlanabilir. Eşitlendiği zaman da bir enerji devriminden bahsedebiliriz. 


Yeşil Bina: Peki buna engel nedir?


Enis Behar: Birkaç tane engel var... En önemlilerinden birisi şehirlerimizin plansız olması. Plansız yapılaşmada bina yükseklikleri her an değişebiliyor. Bir şehirde kendi elektriğini üretebilecek binalar önceden planlanırsa çok büyük avantajlar elde edilir. Fakat Türkiye’de şehirlerin plansızlığı, binaların kaç katlı olacağı, ne yöne bakacağı, çatı alanlarının ne tür yapılacağı belirli olmadığı için belirsizlik hakim. Bir binada fotovoltaikle enerji üretmeyi planlayabilirsiniz fakat iki hafta sonra o binanın yanına başka bir binanın yapılıp, güneşi kesme riski çok yüksek. Almanya’da ‘güneşlenme özgürlüğü’ diye bir kavram var. Binanın yanına 50 katlı bir bina dikemiyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye’de imar yapımız plansız olduğundan binalarda güneşi kullanma olasılığımız düşük. 


İkinci durum ise Türkiye’deki ekonomik durum ve kültürle alakalı. Ülkemizde kişi başına düşen gelir arttıkça, insanlar yatay yaşam yerine dikey yaşamı tercih ediyorlar. Bu gelişmiş ülkelerde böyle değil. Birçok Avrupa ülkesinde yaşam iki katlı binalarda kurgulanıyor ve insanlar kendi müstakil konutlarında rahatlıkla enerji üretebiliyorlar. Bizde ise yüksek binalarda yaşamak bir varlık göstergesi oluyor. Yüksek binalar da güneş enerji sistemleri için yeterli çatı büyüklüğüne sahip değiller. Çok daireli apartmanların dar, kısıtlı çatılarına her daire ancak kendi çanak antenini koyabiliyor. Bu durumda Türkiye’de apartmanlarda maksimum yapılabilecek şey, ortak mahallerin enerjisinin güneşten elde edilebilmesi oluyor. Bu da apartman sakinlerinin zor olan iznini gerektirince, işler karışıyor. Yani hem imar yapımız hem de yaşam tarzımız evsel yapılarda fotovoltaikle enerji üretimini desteklemiyor. 


Türkiye’de bir diğer konu ise yazlık konutlar... Sahillerimizde yüzbinlerce yazlık konut var ve bu konutlar az katlı ve müstakil olmaları nedeniyle enerji üretimine uygunlar. Çok rahatlıkla enerjilerini kendileri üretebilirler. Fakat üç ay ikamet edilen bir yazlıkta yılın diğer dokuz ayında üretilen bu elektrik ne yapılacak? Dokuz ay kullanılmayan elektrik devlete satılabiliyor. Fakat bu maalesef o kadar kolay değil. Bürokratik olarak çok fazla işlem yapılması gereken bir süreçle karşı karşıya kalınıyor. Enerji üretiminde kullanılan tüm ekipmanın çizimleri, detayları talep ediliyor, teknik dosyaların hazırlanması, bağlantı başvurusu için dilekçe, ücret gibi hiçbir yazlıkçının uğraşmak istemeyeceği evraklar isteniyor. 25 yıl kullanılabilecek 2 kW’lik sistemin kurulum maliyeti 2500 euro. Üç ay elektriği ücretsiz kullanacaksın, dokuz ay da devlete satacaksın; bakıldığında mükemmel bir tablo. Ama pratikte öyle bariyerler oluyor ki kimse de bu zahmeti çekmek istemiyor. Bu bariyeri geçebilen ev sayısı da böylece bir veya ikide kalıyor. Yazlıklarımız güneşten kavruluyor, yoğun güneş ışığı altında yaşıyoruz fakat elektrik üretmemiz mümkün olmuyor.  Elektrik dağıtım şirketlerine bazı ülkelerde olduğu gibi, dağıttığı elektriğin belli bir yüzdesinin güneş kaynaklı olması istenebilir. Böylece bağlantı başvuru sürecini kolaylaştıracak adımlar atılır. Güneş için tüketici kredilendirme mekanizması da Türkiye’de henüz oluşturulamadı. Devletin, finans kuruluşlarıyla bunun altyapısını oluşturması gerekiyor.





Yeşil Bina: Güneş enerjisi sistemlerine yapılan yatırımın geri dönüşü ne kadarlık bir süreyi kapsıyor? 


Enis Behar: Geri dönüş hesabını sadece ekonomik faktörlere indirgememek lazım. Fizibilitenin içinde başka faktörleri de göz önüne almak gerekiyor. Mesela kömür veya nükleerden üretilen elektriğin daha ucuz olduğu savunuluyor. Bu, kömürde hangi maliyetleri göz ardı ettiğinize bağlı bir yaklaşım. Toplumsal ve çevresel maliyetleri bu hesabın içine katmadığınız sürece tabi ki üretilen elektrik ucuz görünür. Güneşte hesap çok kolaydır. Toplumsal, çevresel unsurlar yoktur. Sistemin maliyeti çıkartılır, üretilen elektrik belirlenir ve sonuç ortaya çıkar. Fakat diğerlerinde bu bu kadar kolay değildir. Bir madencinin, “Babam da burada madenciydi. Benim gibi bu şartlarda çalışıyordu. Oğlum da eğer göç etmezse burada aynı şartlarda çalışacak” demesinin ardından, kömürden elde edilen o elektriğin ucuz olduğu söylenemez. Çünkü toplumsal olarak bu ekonomik maliyetin çok üzerinde bir maliyet ödüyoruz. Nükleer de aynı. Risk faktörünün maliyeti hesaba girmeden elektrik ucuz denilemez. Ki devletin nükleere verdiği fiyat da hiç ucuz bir fiyat değil. Peki atık ne olacak? Atığı saklama maliyetiniz ne olacak? İş güvenliği, çevre güvenliği ne olacak? Bu sorulara verilen cevaplar hiç mantıklı değil. Sonuç olarak bugün toplumsal ve çevresel faktörleri de hesaba kattığımızda en uygun enerji kaynağı “güneş”tir.


“Çok sayıda projede yer aldık”
“Form Grup bünyesinde 2009 yılında kurulan Form Temiz Enerji Sistemleri olarak güneş enerjisi alanında faaliyet gösteriyoruz. O dönemlerde 1 kW’lık bir sistemin maliyeti 5 bin euro’dan daha yüksek, yani oldukça pahalıydı. Bu ve aynı zamanda elektrik fiyatlarının ucuz olması nedeniyle kurulduğumuz dönemde çok fazla bina uygulaması gerçekleştiremedik ve o süreçte başka neler yapabileceğimize odaklandık. Bina uygulamalarının sayısının fazla olmaması dolayısıyla sahip olduğumuz kaliteli ürün gamını diğer firmalara da kullandırmayı amaçladık. Toptan bir elektronik satış ağı kurduk. O dönemde yaklaşık 360 tane alt bayimiz oldu. Bu sistemle 2013’ün sonuna kadar aktif olarak çalıştık ve lider bir ürün tedarikçisi olduk. Yıllar itibariyle önce lisansız elektrik üretimiyle ilgili kanun ve yönetmeliklerin çıkması, geçen yıl da 500 kilowatt’tan 1 megawatt’a yükselmesi nedeniyle aslında başlangıçtaki işimize geri döndük...” 
 “2013 yılına kadar Türkiye’de özellikle konut binaları uygulaması konusunda en çok iş yapan firma olduk. İlk başta yaptığımız küçük uygulamalar vardı. Örneğin Eser Holding’in Ankara binasına yaptığımız gibi daha çok Yeşil Bina sertifikasına yönelik çalışmalardı. Diğer taraftan özellikle İstanbul’da Emlak Konut ve Varyap’ın projelerinde yer aldık. Şu anda Ataşehir’deki Sarphan Finans Park’ta çalışmalarımız devam ediyor. Sarphan Finans Park bünyesinde 54 katlı, kat bahçeli ve her türlü konforu içeren Sarphan Finans Park Residence, Sarphan Finans Park Otel ve Sarphan Finans Park Ofis yer alıyor. Sarphan Finans Park’ta binanın çevresinde ‘S’ler çizerek giden bir panel uygulamamız var. Yingli markalı panellerin kullanıldığı 100 kw’ı aşan bir uygulama olacak. Şu an ilk ürün tedariği yapıldı fakat henüz uygulamaya geçilmedi. Altyapı çalışmaları yapılıyor. Tamamen kendi ürettiğimiz alüminyum kontrüksiyonu kullanıyoruz. Bir diğer projemiz, Tekno Park projesi. Kurtköy’deki Tekno Park’ın girişindeki ilk bina yapıldı ve bu binanın üzerine 100 kW’lik elektrik üreten sistemimizi yerleştirdik. Ayrıca Migros, Perfetti, Swiss Otel, Mesa, Özdilek, Beşiktaş Koleji, Açı Koleji, İÜ Orman Fakültesi gibi birçok kurumun çeşitli projelerinde yer aldık.”


 


İlginizi çekebilir...

Işıklar Yapı Ürünleri Genel Müdürü Özgür Üzeltürk: 'Ekoklinker'in Enerj Performansı Oldukça İyi'

Önümüzdeki aylarda Ekoklinkler'in ikinci üretim hattının devreye alınacağı bilgisini paylaşan Işıklar Yapı Ürünleri Genel Müdürü Özgür Üzeltürk, ü...
4 Temmuz 2018 Çarşamba

SEPEV Yönetim Kurulu Üyesi Tuğba Salman Gürcan: 'En Büyük Tehdit, Yanlış Yapılan Uygulamalar'

2012 yılında kurulan Sıfır Enerji ve Pasif Ev Derneği (SEPEV)'nin Kurucu Başkanı ve halen mevcut dönem Yönetim Kurulu Üyesi olan Tuğba Salman Gürc...
10 Mayıs 2018 Perşembe

Panasonic Eco Solutions Türkiye Kurumsal Marka Yönetim Direktörü Aysel Daysal Özaltınok: 'Tüm Yeşil Bina Konseptli Projelerde Olmayı Hedefliyoruz'

Bina otomasyon sistemleri, son dönemde gerek evlerde gerekse işyerlerinde daha çok hayatımıza girmeye başladı. Sağladığı enerji verimliliğinin yanı sı...
6 Mart 2018 Salı

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • Klima ve Soğutma Rehberi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2019 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.