Yeşil Bina Dergisi 46.Sayı (Kasım-Aralık 2017)
yesilbinadergisi.com Yeşil Bina / Kasım - Aralık 2017 27 Prof. Dr. Semih Eryıldız: Mimarlık bağımlı değişkendir; içinde bulunduğu kültürün, toplumun niteliğinin ve yönetim tarzının bir ifadesidir. Onun için mimarlı- ğın çok iyi olması ancak toplumun kültürü ve ekonomisinin iyi olmasıyla mümkün- dür. Bir ülkede her şey bozukken mimar- lığın iyi olması beklenemez. Siyasetimiz ve yönetimimiz neyse, mimarlığımız da o kadar olur. Konuyla ilgili birçok eleştiri yapılabi- lir... Mesela en somutu, şimdiki cum- hurbaşkanı zamanında, inşaatlar için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden yüklenicilerin, tasarımcıların ve belediye yöneticilerinin mutabakat sağlayacağı, bir uygulama ve denetim programı yapılma- sını talep etmişlerdi. O zamanlar LEED gibi Yeşil Bina sistemleri de yeni yeni var olmaya başlamışlardı. Müteahhitlik dos- yalarında yer alacak çevreyle ilgili basit bir denetim listesi, teknik şartnameydi talep edilen. Fakat uzun uğraşlar sonucu oluşturduğumuz bu çevresel değerlen- dirme ölçütlerini İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne teslim etmemize rağmen müteahhitlere ek maliyet çıkardığı için kimse uygulamıyor. Devrim niteliğinde bir şeydi. Yeşil Bina: Günden güne çeşitlenen yapı malzemeleriyle ilgili yorumlarınız nelerdir? Prof. Dr. Semih Eryıldız: İç mekân- larda epoksi, alüminyum ve PVC ürün- lerin kullanılmasını hoş karşılamıyorum. Yeniden dönüştürülebilen ve çevreyle ilgili malzemelere ağırlık verilmesi gere- kiyor. Ürün tasarımında yeniden kullan, azalt, dönüştür çerçevesi taraftarıyız. Yeşil Bina: Sürdürülebilir mimaride çatı ve cephenin işlevi sizce nedir? Prof. Dr. Semih Eryıldız: Biz mimar olarak çatı ve cephe ayrımını kabul etmeyiz. Mimari bir bütündür... Bunun yanında çatılarda özellikle fotovoltaik ben- zeri uygulamaları ne olursa olsun destek- liyoruz. Vatandaşa bir süre sonra zarar vermeyecek uygulamaların yanındayız. Bazı kolektörlerin kısa sürede paslanması gibi sorunları şiddetle kınıyoruz ama onun dışında en basit kolektör sistemlerine bile taraftarız. Akdeniz ve Ege’de çok büyük bir güneş enerjisi potansiyelimiz var. Fakat ucuz ve kalitesiz ürünlere yoğun talep olması, bu potansiyeli doğru kulla- namamamıza neden oluyor. Cepheyle ilgili ise çift cephe ve trombe duvarların çok yararlı olduğunu düşü- nüyorum. Çift cephe yapılması halinde kontrol edilebilir bir ara mekân yaratılarak bina- nın ısı kayıp ve kazançlarının çok iyi bir şekilde düzenlenebileceği kanaatinde- yim. Ayrıca cephe ve çatının özellikle “yenebilir” bitkilerle kaplanması tarafta- rıyım. Bina kabuğuna yapılan bitkilendir- menin, sağladığı gölgelemenin yanında mutlaka gıda olarak kullanılması, koparı- lıp yenmesi gerektiğine inanıyorum. Yani bir asmanın veya narçiçeğinin herhangi bir süs bitkisinden çok daha yararlı oldu- ğunu düşünüyorum. Yalıtımın doğru yapılması gerektiğine de inanıyoruz. Her yalıtım iyi değildir. Mesela bir bina, hiç nefes alma imkânı vermeden, yönüne-bölgesine, proje ayrın- tılarına dikkat etmeden yalıtıldığında hem içinde yaşayan insanlara hem de kendine eziyet eder. Bir felakete yol açar. bu doktrinin neredeyse sıfırdan hâkim değerler dizisi haline gelmesine mutlu- lukla şahit oldum. Bunun yanında çevrebilimle ilgili yak- laşımlar dünyanın gelişmiş bölgelerinde olmazsa olmaz hale gelmelerine rağmen Türkiye’de maalesef çok da fazla uygu- lanamıyorlar. Ekoloji, Türkiye’de sadece dilde dolaşan bir kavram olmanın ötesine pek geçemiyor. Söz konusu yaklaşımın sadece derslerde anlatılmaması, kitap- larda kalmaması, fiilen hayata geçmesi, binalarda uygulanması için mücadelemizi sürdürüyoruz. Tabii bu arada çevreyle ilgili yaklaşımın ön planda olduğu yapı- lar yaptık. Türkiye’deki ilk ve dünyadaki en büyük toplu konut projesi olan Batı- kent projesi ve İskenderun Demir Çelik İşletmeleri’nin lojmanlarının oluşturulma- sında görevler aldım. Batıkent kitabı gibi dar gelirliler için toplu konutlar konu- sunda yazı ve kitapları ilk yazanlardan oldum. 1977’de Ankara’dan seçilmiş Türkiye’nin en genç milletvekili olarak da parlamentoda ilk toplu konut yasasını vermiştim. Yasa defalarca iptal edilip, defalarca yeniden çıkarılırken temel ama- cından uzaklaştırılarak, biraz daha ticari- leştirilerek, çevreyle ilgili özellikleri ve dar gelirlilerin menfaatleri gözardı edilerek çıkarılmıştı. Şimdilerdeyse bu yasa bir canavara dönüştü. Belediyecilik alanında da eko ağırlıklı çalışmalar yürüttüm ve danışmanlıklarım oldu. Belediyecilik çalışmalarım kapsa- mında toplu konutlar yanında ilk tahsisli yol, ilk metro ve ilk yeşil kuşak projele- rinde yer aldım. Dolayısıyla hep enerji, su ve çevre anlamında, binadan başlayan, sonra mahalleye, ardından ilçeye, ile ve tüm memlekete yayılacağını umduğumuz devrim niteliğindeki atılımcı programları oluşturmaya çalıştık. Yeşil Bina: Hocam peki Türkiye’deki durum için eleştirileriniz ne, nereye doğru gidiliyor? Ekolojik yaklaşımın neredeyse sıfırdan hâkim değerler dizisi haline gelmesine mutlulukla şahit oldum...
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=