E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
ALTENSİS
VIESSMANN
DOĞAL ENERJİ

COP 21 Paris İklim Konferansı'ndan Sonuç Çıkabilmesi için Çemberlerin Kesişmemesi Gerekiyor

COP 21 Paris İklim Konferansı'ndan Sonuç Çıkabilmesi için Çemberlerin Kesişmemesi Gerekiyor

30 Ekim 2015 Cuma / 09:39 | VİZYON
33. Sayı (Eylül-Ekim 2015)

Selçuk Özdil ÇEDBİK Yönetim Kurulu Başkanı

Soruna çözüm bulmanın yolu, doğru paradigmadan geçer...

Yanlış olan aşağıdaki resimde “Çevre”, “Toplum”, “Ekonomi” çemberleri kesişir (Şekil 1). Bu paradigma geçerli olduğu sürece, günlük yaşamımızda örnekleri hiç de az olmayan çevreye uyumsuz ama kısa erimli para kazanma olanakları sunan projeler üretilip, topluma zararlı olsalar dahi hayata geçirilmeye çalışılabilir.
Yine bu yüzden insanlık tüm dünyayı tek hakim olarak ele geçirip, çevresel dengeleri altüst ederek fauna ve floraya, yani diğer canlılara, bitkilere ormanlara yaşam alanı bırakmamıştır. Her yıl binlerce canlı türü yok oluyor. Bu yıkım hızlanarak artıyor. Buna ne hakkımız var? Hem etik değil, hem de biyosfer yıkımı insanlığın da sonunu getirecek.

Canımız istedi diye aklımıza geleni yapamayacağımızı 1970 yılında yapılan tanımda buluyoruz. Hani gelecek nesillerin olanaklarını sınırlamadan (artık buna rahatlıkla hayatta kalma olanakları da diyebiliriz) yapacaktık projelerimizi? Bilim insanlarının bulgularına göre durum sandığımızdan daha vahim olacak gibi görünüyor! Bırakın gelecek kuşakları, her yıl, bir yıl sonrasının olanaklarından harcıyoruz. Bu yıl dünyanın kendini yenileme kapasitesini 19 Ağustos tarihinde tükettik. Torunlarımızın bile değil, çocuklarımızın geleceğini de karartıyoruz.

        Hatalı Paradigma


İnsanı dünyanın efendisi ilan ederek bu gidişe destek vermekte tarihsel sorumluluğu olan din kurumlarının çağdaş liderlerinin vahim sonuçları fark ederek, çevrenin mutlak korunması gerektiği yönünde telkinleriyle etik olmayan bu gidişe dur demeleri, kesinlikle olumlu ve sevindirici bir gelişmedir.

Bu konuda öncülük eden hemşehrimiz Patrik Bartholomeos’a teşekkür etmek gerekir. Papa Francis’in konuyu ciddi bilimsel verilere dayanarak ele aldığı mektubu, İslam ve çevre konusunda başlayan çalışmalar hepsi geç de olsa umut veriyor. Sonuçların sözden eyleme geçmesini diliyoruz. Başlangıç olarak çok sayıdaki ibadethanenin çevre dostu yapı haline dönüştürülmesi düşünülebilir mi? Ancak işleri sadece para olarak gören, içlerinde Amerikalı senatörlerden bazılarının da bulunduğu kişiler hemen “Papa işlere ve politikaya karışmasın da” dediler ya, neyse...

Ekonomik sistemlerin hepsinin çevre ve toplumla çeşitli sorunları var. Bu karşıtlık, kalkınma ve modernitenin çevreyle sorunu varmış gibi gösterilmeye çalışılsa da aslen şimdiki ekonomik modellerin hiçbiri sürdürülebilir değil. Çünkü kaynakları sınırlı olan bir dünyada sürekli büyüme, sorumsuz ve sınırsız tüketim kesinlikle sürdürülebilir değil. Sorun sadece kapitalist modelde değil, diğerlerinde de var. Rusya ve Çin bunların yaşayan örnekleriyle dolu. İşte Aral Denizi > Gölü> Çölü! İşte Pekin, Şanghay hava kirliliği sorunları. Ekonomik modellerin tanım ve kapsamlarını ekolojik gerçeklere göre yeniden tanımlamaları gerekiyor. Yeni bir model acilen gerekli. Hem de öyle küçük farklılıklar içeren, uzun sürelere yayılmış düzeltmeler değil, kökten değişimlere, onarıcı ve kısa erimde düzeltici önlemler içeren modellere gerek var.

Bir diğer sorun da temelde parasal çıkar ve ilişkilerin ve rant ekonomisinin çarpık sonuçları olarak ortaya çıkan, dayatmacı devlet anlayışıyla birleşerek topluma rağmen gelişme-büyüme gibi savlarla hesapsız projelerle ortaya çıkılmasıdır. Veya “Biz önce kalkınalım, sonra çevreye bakarız” miyopluğu ile çevreye ve topluma zararı açıkça ortada olan, ekolojiyi hiçe sayan projeleri topluma zorla kabul ettirmeye, oldubittiye getirmeye çalışmak, hem bugün insanlara reva görülen baskılar, hem de gelecek kuşakların elinden alınan yaşam olanakları nedeniyle etik değildir ve insan haklarına aykırıdır. Hele de bu insanlar torunlarımızsa... Sadece yatırım bütçesi ve kısa erimli gelir hesaplarıyla insan hayatını ve bölgedeki diğer canlıların hayatını hiçe sayan projelerin zamanı artık geçti.

Peki Çözüm Nedir?
“Bu çevreciler yüzünden hiç mi proje yapamayacağız?..”
Önce elimizde tuttuğumuz dürbünün doğru tarafından bakacağız. Çünkü dürbünü ters tuttuğunuzda, gelecekteki sonuçlar gerçeğinden daha küçük görünebilir. Ayrıca gelecek, sandığınızdan daha çabuk gelecektir. Önerilen projelere daha yakından baktığımızda bugün yaptıklarımızın gelecekteki etkilerini de görüp değerlendirebileceğiz. Yani projenin toplam yaşam döngüsü için fayda maliyet analizi ve değerlendirmesini yapabileceğiz. Böylece her adımı dikkatli ve sonuçlarını tartarak atabileceğiz. Bilim insanları yerimiz, hakkımız ve zamanımızın daraldığı konusunda yıllardır bizleri uyardılar. Korkulan, artık zamanımızın da kalmadığı yönünde.

        Doğru Paradigma


Doğru paradigma ise Çevre/İnsanlık/Ekonomi sırasıyla birbirinin içinde yer alan çemberlerin kesişmemesini gerektiriyor (Şekli 2). Hepimiz uzaydaki bu küçük mavi kürenin üzerindeyiz. Gidebileceğimiz başka yer yok. Sorunları bir ülkeden ötekine itelemek veya yapmamız gerekenleri bilip uygulamayı ötelemek de çözüm değil. Yapılacak tüm projelerin çevreye uyumlu, en az zararı verecek şekilde planlanması zorunlu şart. Yapılacak tüm projeler toplum faydası için ve gereken minimum boyutlarda olmalı çevre ve sosyal etki değerlendirmeleri tüm yaşam döngüsü üzerinden yapılmalıdır. Projeler ayrıntılı olarak tartışılabilmeli, gereklilikleri konusunda toplumla demokratik yöntemlerle anlaşma sağlanmalıdır.

Bilim insanlarının raporlarına mutlak kulak vermeli ve anlamaya çalışmalıyız. Artık iklim değişikliğinin getireceği zarar ve yıkım olasılıklarını iş planlarımıza dahil etmemiz gerekiyor. Bu konuyu ciddiye alıp, gelecek planlarımızda bu tür risklerin olabileceğini gözönüne almalıyız. Riskleri gidermek ve oluşmasını önlemek için önerilen önlemleri almak zorundayız. Uzun erimli bir savunma ve iyileştirme modeli acilen gerekli. Büyüme veya refah, mutluluk tanımları içinde bulunulan durumun gerçeklerine göre değişmelidir.
Bütün bu resmin içinde belki de en önemli görev, biz bireylere düşüyor. Hem değişimi istemek ve takipçisi olmak hem de tüketici olmaktan, sorumlu ve sınırlı tüketiciliğe ve türeticiliğe evrilmemiz gerekiyor. Bireysel sorumluluğumuzu biz üstlenmezsek, ekonomik sistemlerin gerekli değişimleri kendiliğinden üretmeyeceği açıkça görünüyor.

Tüm Bunları Yapmazsak Ne Olur?
Sorunumuz dünyayı kurtarmak kesinlikle değil. Dünya bizler olmadan da yoluna devam edecektir. Ama o resmin içinde bugün bildiğimiz şekliyle insanlık olamayabilir. Bizlere, yani tek tek hepimize çok iş düşüyor. Konu kendi yaşamsallığımız, kendi çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceği olunca iş başa düşüyor. Dikkat ederseniz her şey bizimle başlayıp bizimle bitiyor. Biz tüketmezsek hiçbir ekonomik model üretmeye, üretirken de çevreye zarar vermeye devam edemez.

Dileğimiz, tüm dünyanın Paris COP21 toplantısında sera gazı salımlarını kontrol altına almak için kökten bir çözüm üzerinden anlaşabilmesi ve bu politikaların bir an önce uygulamaya geçirilebilmesi. Belki o zaman zor olacağını bilsek bile torunlarımızın geleceği için biraz olsun umut besleyebiliriz.

 

İlginizi çekebilir...

Beşikten Beşiğe Atık - Dr. Duygu Erten

Doğa kanunlarının doğrusal bir çizgisi yoktur. Bütün kaynaklar ve yaşam, döngüseldir. Hücreler dokuları; dokular, organları ve sistemleri; sistemler d...
10 Mayıs 2018 Perşembe / 16:52

ARC Şirketi ve Yeşil Bina Sektörüne Getirdikleri

Dr. Duygu Erten
TURKECO Genel Müdürü, USGBC Yön. Kur Üyesi
WGBC Danışma Kurulu Üyesi, ÇEDBİK Başkan Yrd....
2 Mart 2017 Perşembe / 17:55

Bulut Diye Bir Şey Var...

Dr. Duygu Erten
USGBC Yönetim Kurulu Üyesi
TURKECO Yeşil Akademi Danışmanlık Kurucusu...
28 Şubat 2017 Salı / 15:06